Yokluk ve yoksulluk içinde geçen çocukluğumu nasıl da doya doya yaşamışım. Yamayıp yamayıp ayağımıza giydiğimiz kara lastiğimizle ne de mutlu olmuşuz meğer.
Çocuklarımızı 'yarış atı gibi koÅŸturmak' üzerine...
Dün akÅŸam misafirlikte, küçükken oynadığımız oyunlardan bahsettik arkadaÅŸlarla. Anlattık anlattık bitmedi.
Yokluk ve yoksulluk içinde geçen çocukluÄŸumu nasıl da doya doya yaÅŸamışım. Yamayıp yamayıp ayağımıza giydiÄŸimiz kara lastiÄŸimizle ne de mutlu olmuÅŸuz meÄŸer.
Cam gülleler de alırdık evet, ama biz genelde güllerimizi taÅŸtan yapardık. Önce Andırın Çayı’ndan en renkli, en göz alıcı taÅŸları toplardık. Çekiçle küçük küçük kırardık onları. Dakikalar saatler deÄŸil, günler sürerdi bir taşı yuvarlamak. Sonra tereyağı sürer bir beze sarardık. Günlerce öyle kalırdı. Ardından zımparayla pürüzlerini alırdık. Cam gibi parlardı güneÅŸte. Ne mutlu olurduk.
Oyun oynayarak büyüdük biz. Köyde de oynadık, ÅŸehirde de. Okul dışında günde en fazla bir saatlik çalışma yeterliydi baÅŸarılı olmak için. O bir saati de nasıl olsa bulurduk. Bu arada, günde 5 saat ders yaptığımızı da söylemeden geçmemeliyim.
Ya ÅŸimdi….
Misafirlikte eve döner dönmez çocuÄŸum için yaptığım ders programını aldım elime. 6 ders saati okulda kalıyordu çocuklarım. Yani bizim çocuklar okulda bizden bir saat daha fazla kalıyordu. Dershaneye vermiÅŸtik, ekstra günler dışında haftada 3 gün dershaneye gidiyordu. Deneme sınavları oluyordu sık sık. Bir de evde yaptığım çalışma programı.
Çalışma programını oÄŸlumun dershanedeki rehberi öÄŸretmeninin rehberliÄŸinde düzenlemiÅŸtik. Günde 4 saat ek çalışma yapıyordu okul dışında. Okul çıkışı 2 saat, akÅŸam 2 saat olmak üzere 4 saat serbestti. O saatlerde de anneye babaya yardım ediyordu tabi. Odasını toplayacak, bakkala gidecek, komÅŸuya çorba götürecek, sofranın hazırlanmasında ve toplanmasında yardımcı olacaktı.
Yaramazlık yapmayacaklar, evde top oynamayacaklar, bilgisayarı açmayacaklar, dizi izlemeyecekler, dışarı çıkmayacaklar, dışarı çıktıklarında geç kalmayacaklardı.
AkÅŸam 21 olan yatma saatini de 21.30 olarak deÄŸiÅŸtirmek gibi büyük bir de lütufta bulunmuÅŸtuk. Baktıkları dizinin reklam olmasını bile bekleme hakları yoktu çocukların. Dakik olmalıydılar. Biz dakik oluyor muyduk, o ayrı mesele.
Bütün bunları yaparken de makul ve mantıklı izahlarda bulunuyorduk. Bir yarış vardı ve bu yarışı en iyiler kazanacaktı. En iyi olmak için çok çalışmaları gerekliydi. 3 yıl, sadece 3 yıl çalışacak ve iyi bir okul kazanacaktı. Bu iyi okulun bizdeki adı Fen Lisesi'ydi elbette. 3 yıldan sonra çok rahat olacaktı. Eskisi gibi çalışmasına gerek kalmayacaktı.
Çocuklara liseye baÅŸlar baÅŸlamaz ÖSS maratonunun baÅŸlayacağını söylememiÅŸtik elbette. Günü gelince “4 yıl, sadece 4 yıl çalışacaksın ve sonra çok rahat edeceksin” diyecek ve yeni bir maratonun startını verecektik. Ama ÅŸimdiden bunu söyleyerek onların çalışma azimlerini kırmamak gerekliydi.
Tüm bunlar süratle geçti aklımdan. Böyle bir çalışma programına uymak zorunda bırakılsaydım acaba ben ne yapardım?
Çocuklara imkansızlıklardan, olumsuzluklardan bahsetmiÅŸtim hep. Dershaneye gitmemiÅŸ, üniversiteye hazırlık için bir tek dergi ya da kitap alamamıştım. Åžimdi, sınırsız kaynakları vardı. Kendimizce onları en iyi dershaneye vermiÅŸ, istenilen ve istenilmeyen tüm kaynakları yığmıştık önlerine. Tek yapmaları gereken çalışmaktı. Bu kadarla kalmamış bir de internetten yeni kaynaklar bulmuÅŸtuk. Onlarca sitede 50 den fazla deneme sınavına girebilir, anlamadıkları konuların çözümlerini izleyebilirlerdi. Bu imkanlar bize verilseydi biz neler neler yapardık.
Öyle miydi gerçekten?
Bu çalışma temposuna dayanabilir miydik? Günde okul dahil 10 saatten fazla çalışmayı bünyemiz kaldırabilir miydi?
Kesin bir cevap verdim o anda.
Ben o yükü asla kaldıramazdım herhalde.
Peki ne yapmalıyız?
SBS denen bir –aslında bir deÄŸil tam üç- sınav var ve çocuklarımız milyonlarca çocukla birlikte bu sınavlara girmek zorunda.
Onlara bu yüzden, her ne kadar bu çalışma temposunu kaldıramayacaklarını bilsem de “programı yeniden yapalım” diyemiyorum.
YüreÄŸim, okuldan sonra oyun için çok uzun bir zaman ayrılmasından yana. Ama aklım ve mantığım öyle demiyor.
Peki çözüm nedir?
Devlet de bir baba gibi düÅŸünmeli bence? Benim çocuklarım için duyduÄŸum endiÅŸeyi devlet de tüm çocukları için duymalı.
EÄŸitim sistemi de, sınav sistemi de tekrar gözden geçirilmeli. Yavrularımızı yarış atı gibi koÅŸturmamıza sebep olan sistemden bir an önce vazgeçilmeli.
Ne yapmalı diye sorarsanız… Bilmiyorum… gerçekten bilmiyorum.
Ben sadece, çocuklarımı dershaneye deÄŸil, yüzmeye göndermek istiyorum o kadar. ÖÄŸleden sonraları onlarla çarşı pazar dolaÅŸmak istiyorum.
İstiyorum ki, ben televizyonda maç bakarken çocuklarım odalarında ders çalışıyor olmasın. Maça çocuklarımla birlikte bakalım. Maç saatinde dizi varsa, maç izlemek için eÅŸime ve kızıma karşı 3-2 gibi bir üstünlüÄŸümüz de olsun hem. Diktatörce kullandığım maç bakma hakkımı, demokratik teamülleri iÅŸleterek kullanmak gibi bir güzellik yapmış olayım aileme karşı.
Çocuklarımın, çocuklarına ders dışında anlatacak bir hayat hikayesi olsa kötü mü olur?
Bu sorunu bu köÅŸede çözemeyiz biliyorum. Ama görüÅŸleriniz elbette çok önemli. Belki bu çalışma temposundan çocuklarımızın en hasarla kurtulmasını saÄŸlayacak çözümler bulabiliriz birlikte.
Ne dersiniz?
NOT: Bu yazının en kötü tarafı, benim çocuklarımın ya da diÄŸer çocukların çalışma konusundaki disiplinden kopması, çalışma konusunda daha lakayt bir tutum içine girmesidir. Ama yavrularım, hayat gerçekten bir yarış ve sizin -üzülerek söylüyorum- maalesef bu yarışı kazanmak için yarış atı gibi koÅŸmanız gerekiyor. Büyüklerimizle beraber sizin için daha güzel bir çözüm buluncaya kadar sizler koÅŸmaya devam edeceksiniz. Ders aralarında dua edin o çözümü bulmak çok uzun sürmesin.
Kaynak: www.haber46.com.tr
http://www.haber46.com.tr/-haber-6541-cocuklarimizi-yaris-ati-gibi-kosturmak-uzerine---haberi.htm